Tag Archives: tarih

DİLİN TARİHİ

İş Bankası Kültür Yayınları’ndan bu yılın Haziran ayında çıkmış olan “Dilin Tarihi” isimli kitabını bugün alabildim. Haliyle henüz okuma fırsatım olmadı ama her yeni kitap alışımda olduğu gibi sayfalar hızlıca çevrildi, göze takılan yerler okundu, Roma-Yunan dil çalışmaları ile ilgili pasajlar bulundu, okunup üzerinde biraz düşünüldü. Haliyle, bu ilk tanışmadan sonra burada da tanıtılmasının iyi olacağı kanısına vardım. Ancak şimdilik arka kapak yazısı ve künyeyle yetineceğiz mecburen.

IMAG2578 Dilin Tarihi

Steven Roger Fischer
çev: Muhtesim Güvenç
250s.
Türkiye İş Bankası – Kültür Yayınları
18 TL.

 

(ARKA KAPAK)

Doğada görülen en büyüleyici yeteneğin, sıradan ve benzersiz bir becerinin, yani dilin hikâyesini anlatan Dilin Tarihi, bilinen ya da gün yüzüne çıkarılan insan dillerindeki değişikliklerin formel ve teknik anlatımıyla yetinen geleneksel dilbilim tarihi eserlerinden çok farklı bir kitap.

Eserde sırasıyla bütün hayvanların dillerinden primat dillerine, genel olarak Homo Sapiens’lerin dilinden insan dillerinin büyük ailelerine, özgül dil ailelerinden yeni küresel toplumun dil kullanımına, internetle birlikte değişen iletişim teknolojisinin dil üzerindeki etkisine ve günümüzde “dünya dili” konumuna giderek yaklaşan İngilizcenin muhtemel geleceğine kadar geniş bir konu yelpazesi üzerinde duruluyor.

Dilbilim öğrencileri için yararlı bir hazırlayıcı metin olan Dilin Tarihi, özel dilbilim terminolojisi ya da yöntemleri hakkında hiçbir önbilgi gerektirmediği için, genel okuyucunun da dilin hikâyesini, bu benzersiz serüveni kolayca izlemesine olanak veriyor.

Dilin Tarihi, Steven Roger Fischer’ın kaleme aldığı üçlemenin ilk kitabı. Önümüzdeki aylarda yayımlanacak diğer kitaplar ise, Yazmanın Tarihi ve Okumanın Tarihi.

“Steven Fischer’ın ilgi çekici ve iddialı çalışması, bir bölümü neredeyse hiç bilinmeyen, bir bölümü ise yıllardır çeşitli derinliklerde araştırılmış engin bir sahayı keşfe çıkıyor. Fischer, insan doğasının ve başarılarının temel ve özgün yönlerine ilişkin zorlu sorular ortaya atıyor. Heyecan verici ve son derece bilgilendirici bir araştırma.” Noam Comsky

Kitabın bölümleri ise şöyle:

1. Hayvanlar Arası İletişim ve Dil
2. Konuşan Maymunlar
3. İlk Aileler
4. Yazılı Dil
5. Soyağaçları
6. Dilin Bilimine Doğru
7. Toplum ve Dil
8. Geleceğin İpuçları
Notlar
Seçme Kaynakça
Dizin

Alp Ejder Kantoğlu

 

 

Yorum bırakın

Filed under GÜNCEL

KEMAL TAHİR – BİR DEVRİN YÜZ AKI

Gece vakti ne alaka demeyin. Yeni yeni ısındığım bu blog işinde bir şey denemem gerekti, aklıma öylesine tezelden yazacak bir şey gelmedi. Ben de NTV Tarih’de Kemal Tahir – Nazım Hikmet Mektuplaşması’nı konu alan dosya içinde yer almış yazımı paylaşayım dedim. Maksat bir şey denemek…

***

ktahir

Gerçek adıyla İsmail Kemalettin Demir 13 Mart 1910 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası II. Abdülhamid’in yaverlerinden, deniz yüzbaşı Tahir bey, annesi ise Naile Sultan’ın hizmetinde bulunan Nuriye hanımdı. Annesinin zamansız ölümü nedeniyle Galatasaray Sultani’sinden 10. Sınıftayken ayrılmak zorunda kalan Kemal Tahir, avukat katipliği, ambar memurluğu gibi işlerde çalıştı. Gazeteciliğe başlaması 1932 yılına rastlayan Tahir Vakit, Haber, Son Posta, Yedigün, Karikatür, Karagöz ve Tan gibi gazetelerde görev yaptı.

O günlerde Serbest Cumhuriyet Fırkası’na üye ve sıkı bir Kemalist olmasına rağmen 1938 yılında Nazım Hikmet’le beraber “Orduyu isyana teşvik” suçlamasıyla yargılandı ve on beş yıla mahkûm oldu. 1950’deki genel afla serbest kalana kadar on iki yıl boyunca Çankırı, Çorum, Nevşehir ve Malatya cezaevlerinde yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra takma isimlerle çeşitli romanlar yazdı. 6 – 7 Eylül olayları sonrası günah keçisi ilan edilenlerden biri olarak Harbiye Cezaevi’nde 6 ay daha hapis yattı. Sonrasında 1973, 21 Nisan’ında kalp krizi sonucu hayatını kaybedeceği ana kadar kendini, fikir ve edebiyat dünyamızı derinden etkileyecek tezlerini ortaya koyduğu romanlarını yazmaya adadı.

Oğuz Atay’a göre Kemal Tahir, kendisiyle hesaplaşmayı başarabilmiş bir insan olarak tarihle ve başkalarıyla da hesaplaşabilme cesaretini gösterebilmişti. Gerçekten de tüm yaşamı boyunca sormaktan ve sorgulamaktan çekinmeyen Kemal Tahir yerleşik kalıplara ve dayatmalara karşı durdu. Moda deyişle söylemek gerekirse hep ezber bozdu. Doğu ile batının orta yerinde hem doğulu hem batılı yani kendi deyimiyle “çift gerçekli” bir ülkenin insanı ve bir imparatorluğun mirasçısı olduğunu hiç unutmadı.

Türkiyeli bir sosyalist olarak, klasik Marksist öğretinin genelde Doğu, özelde Türk toplumunu açıklayamayacağını savundu. Osmanlıyı ve cumhuriyeti Türkiye’nin kendine özgü koşullarını dikkate alan yeni bir bakış açısıyla inceledi. Zamanla hem sol hem de sağ çevrelerin sert eleştirilerine hedef olma pahasına “Osmanlı’nın sınıfsız bir toplum, Osmanlı Devleti’nin kerim bir devlet olduğu; hem cuntacı hem devrimci olunamayacağı; Kurtuluş Savaşı’nın anti emperyalist bir savaş olmadığı çünkü anti kapitalist olmayanların anti emperyalist olamayacağı” gibi tezlerini romanları vasıtasıyla topluma aktarmaya çalıştı. Bütün yaşamı boyunca hakikatin peşinden koştu ve bu uğurda pek çok haksız eleştiriye göğüs germek zorunda kaldı. Resmi söylem ve nereden gelirse gelsin dayatmalara boyun eğmedi.

Bir meselesi ve tavrı olan Kemal Tahir, Cemil Meriç’in dediği gibi “Bir devrin yüz akı” olarak düşünce, siyaset ve edebiyat tarihimizde hak ettiği yeri çoktan aldı.

***

Son bir kelam edelim. Severiz Kemal Tahir’i de neden severiz? Ömrün yarısını çoktan geçtikten sonra eşsiz bir nimet olarak şu fakire bahşedilen evlada adını verecek kadar ne buluruz bu adamda? Yazar olarak geçmiş, gelecek ve dahi yaşadığı çağda bir benzerinin olmaması mı sevmemize sebep? Belki etkisi olmuştur yeteneğinin ama en önemlisi ona buna bükülmeyen bir adam olmasıdır. Sormaktan sorgulamaktan çekinmemesidir hiçbir şeyi. Bir de sevgisidir bu ülke insanına duyduğu, çok söylemese de her satırında hissedilen…

Alp Ejder Kantoğlu

Yorum bırakın

Filed under EDEBİYAT

IX. LEJYON’UN HİKAYESİ

RL-LegIX-Hispana

Pompeius tarafından MÖ 65 yılında kurulan ve yaklaşık 170 yıl boyunca görevde kalan IX. Lejyon Roma’nın askeri gücünü o günün dünyasına en sert şekilde gösteren birliklerden biriydi. Bilinen dünyanın neredeyse tamamını kontrol eden Roma İmparatorluğu’nda IX. Lejyon bir efsane haline gelmiş ve Galya’dan Britanya’ya, İspanya’dan Makedonya’ya pek çok bölgede düşmanlarının korkulu rüyası olmuştu.

Lejyon IX kurulduğu yıl Lejyon XI, VI ve VII ile beraber İspanya’da görevlendirilir. Bağlı olduğu ilk komutan ise ünlü Julius Caesar’dı. Diğer tüm lejyonlarında olduğu gibi Caesar, Lejyon IX üzerinde de büyük bir etki yaratmış ve onların sonsuz bağlılığını kazanmıştı. Lejyon IX MÖ 58-51 Galya Savaşları’nda; MÖ 48-49’da ise Roma’daki İç Savaş’ta Senato ve Pompeius’a karşı Caesar’ın yanında yer alarak savaşır. Özellikle Caesar’ın Cumhuriyet rejimini yıkmasında önemli bir etkisi olan Pharsalus zaferini kazanmasında Lejyon IX kilit rol oynar. Bunu unutmayan Caesar MÖ 46’da gerçekleştirdiği Afrika seferi ve Thapsus Savaşı zaferinden sonra Lejyon IX’u feshetmiş ve askerlerine Picenum ile Histria bölgelerinde yerleşim yerleri bağışlamıştır.

Roma askeri kayıtlarından öğrendiğimize göre Lejyon IX Caesar’ın MÖ 44’de bir suikast sonucu öldürülmesinden sonra evlatlığı ve varisi Octavianus tarafından tekrar göreve çağrılır. Babasının intikamını almak ve Roma’nın başına geçmek isteyen Octavianus Lejyon IX’u Sextus Pompeius’un üzerine gönderir. Bu görevi MÖ 36 yılında başarıyla tamamlayan lejyon bir müddet Makedonya’da konuşlandırılır. Sonradan ilk Roma İmparatoru olarak Augustus (İlahi, Tanrısal) ünvanını alacak olan Octavianus, Marcus Antonius ve Kleopatra’ya karşı yaptığı Actium Savaşı’nda da Lejyon IX’u savaş alanına sürer. Bu savaşta zafer yine Roma ve Lejyon IX’undur. Octavianus, Actium Savaşı’ndan sonra IX. Lejyon’u İspanya’ya gönderir. Lejyon burada MÖ 25-13 arası Cantabria Kavmi ile savaşarak bölgede Roma gücü ve otoritesini kabul ettirir. İspanya’daki başarısından dolayı da “Lejyon IX Hispana” olarak anılmaya başlar.

İspanya yıllarından sonra Lejyon IX imparatorluk ana ordusunu oluşturan bir birim olarak Ren Bölgesi’nde yer alır. Germen kavimlerine karşı savaştıktan sonra MS 9 yılında bugünkü Macaristan sınırları içerisindeki Pannonia Bölgesi’nde görevlendirilir. Yaklaşık 50 yıl boyunca aynı yerde görevde kalan lejyon MS. 43 yılında diğer bazı Roma lejyonlarıyla beraber İmparator Claudius ve General Aulus Plautius komutasında Britanya’nın fethi seferine katılır.

legio ix at battle

Romalı ünlü tarih yazarı Tacitus’tan öğrendiğimiz kadarıyla Lejyon IX, Iceni kavmi kraliçesi Boudicca’nın önderlik ettiği MS 60 tarihli isyanı bastırmaya çalışırken büyük kayıp vermiştir. Yeni asker alımları ile gücünü tekrar toplayan lejyon MS 65’de imparatorluğun kuzey sınırlarını korumak üzere bugünkü York kentine gönderilir. Burada Roma askeri kayıtlarına geçen son görevini yerine getirerek Eboracum Kalesi’nin yapımına katılır. Yakın zamana kadar Lejyon IX Hispana’nın bu tarihten sonra aniden ortadan kaybolduğuna inanıldı. Kaynaklara yeterince ulaşılamamış olması ya da bunların bilerek saklanması lejyona trajik bir son yakıştırılmasına yol açmış olabilir.

Lejyon IX efsanesi    

 “Centurion” filmine de konu olan ve IX. Lejyon’un bir kavimler topluluğu olan Piktler’e karşı yaptığı söylenen sefer ise herhangi bir kayıta dayanmayan doğruluğu tartışmalı bir harekattır. Lejyon IX söylenceye göre MS. 117’de bugünkü İskoçya’nın doğu ve kuzey bölgelerinde yaşayan Piktler’in üzerine yürümüş ancak tamamen yok edilmiştir. Hatta İmparator Hadrianus Britanya’da kendi anıyla anılacak olan duvarını bu olay üzerine inşa ettirmiştir. Ancak bu iddiaların ne kadar gerçeği yansıttığı tartışmalıdır çünkü elimizde daha sonraki dönemlerde Lejyon IX Hispana askerlerinin başka görevlere gittiğini gösteren kayıtlar bulunmaktadır. En azından lejyonun bir bölümünün MS 121 yılında Aşağı Germanya’da görev yaptığı artık bilinmektedir. Bazı üst düzey subaylarının da daha sonraki görev bölgelerinin kayıtları elimizdedir. Kimi uzmanlara göre ise lejyon Iudea Eyaletinde meydana gelen Bar Kochba isyanı sırasında ortadan kalkmıştır. Lejyon IX Hispana’nın büyük bir ihtimalle Marcus Aurelius (161-180) zamanında ya da daha önce görevine son verilmişti. Dönemin askeri kayıtlarında isminin yer almaması bu görüşün geçerlilik kazanmasını sağlamıştır.

Sonuç olarak Lejyon IX Hispana, Roma’nın en güçlü ve başarılı lejyonlarından biri olarak tarihteki yerini alır. Ünü o kadar büyüktür ki ortadan kalKmasıyla birlikte bu ünün etrafında bir esrar halesi yaratılması garip karşılanmamalıdır. Germen isyancı Herman’ın Romalı Varus’un lejyonlarını biçtiği Teutoburg Geçidi faciası gibi Lejyon IX’un gerçek akıbeti de hala çözülmeyi bekleyen bir sır olarak tarihçilerin önünde durmaktadır.

Bu yazım NTV Tarih Dergisi’nde, IX. Lejyon’la ilgili film vizyona girdiğinde meselenin aslını öğrenmek isteyenler için yayınlanmıştır.

Alp Ejder Kantoğlu

Yorum bırakın

Filed under AB URBE CONDITA